İki Güzel Sergi

DENİZ ONUR ERMAN: “SİYAH KUĞU/BEYAZ KUĞU” ve BOŞLUK

Bu hafta iki güzel sergi gezdim. Bunlardan bir tanesi Deniz Onur Erman’ın “Siyah Kuğu/Beyaz Kuğu” sergisi.  Diğeri ise “Boşluk” Sergisi.

Yaz tatilini geçirdim. Güzel de bir tatil yaptıktan sonra döndüm. Şimdi içimde yeni işler yapmak hatta bir sergi açmak isteği var. Bu istek insanı ister istemez sanata aç bir hale getiriyor. Güzel sergiler görmek bu açlığımı biraz olsun azaltıyor ama yetmiyor. Okumaya devam et “İki Güzel Sergi”

Reklamlar

Bitez de Bir Yer

Dün geldik buraya. Arkadaşımızın evine. Burası Bitez’de bir yer. Denize yakın bir mahalle değil. Konacık’a daha yakın. O yüzden fazla bozulmamış ve hala köy durumunu koruyan bir mahalle. Ama çok keyifli bir yer.

Yazlığımız biraz büyük bir yer. Kahvaltı masamız da büyük bu yüzden. Kimse kimsenin burnunda değil kahvaltı ederken. Ama ben büyük masaları sevdiğim gibi küçük masaları da severim. Şöyle güzel bir örtü, üzerinde domates peynir, bal, reçel ve güzel bir çay ama en önemlisi az sayıda ve sevdiğin bir kişiyle o masada oturup keyifli bir kahvaltı yapmak. Belki de böyle masalara hep sevdiğim insanların evinde rastladığım için bu tür masaları sevmişimdir, kim bilir.
Güzel, keyifli bir kahvaltı sonrası bu mahallede dolaşmaya çıktım. Etrafı anlamak istedim. Böyle ilginç yerlere her zaman rastlamak mümkün olmuyor zira. 

Sıradan ve Bodrum’un her yerinde rastlanabilecek türden sokakların içinde yürüdüm. Bir arabanın zor geçeceği bu sokaklarda yanımdan geçen arabalar, motosikletler derken çok da sıradışı bir şeye rastlamadım. 

Sıradışı rastladığım tek şey kadınlar kıraathanesi oldu.

Yukarıdaki resimde gördüğünüz yer. Ama boş. Kadınlar pek gelmiyor. Ben de köyün ortasındaki bir kahveye oturdum. Sıradan bir köy kahvesi.

İnsanları da sıradan köy insanları. İçeri giren Selamın Aleyküm ile giriyor. Ben de Aleyküm Selam diyorum. Hiç tanımadığım adamlar elimi sıkıp iyi bayramlar diyor. 

Bu gün bayram. Çocuklar burada hala bayram harçlığı toplamak için kapıları çalıyorlar. Bir baktık ki ikram edecek bir şey yok. Bari çıkıp bir şeker meker alayım dedim. Bir bakkala girdim. Bakkal bir kadın. Adı Feraye. Ne kadar egece. Güler yüzlü. İçeri girene sarılıp herkesin bayramını kutluyor. Ne kadar insanca. 

Param yokmuş cebimde. Kartla da alamadım. Ne yapayım, başladım bir atm aramaya. Buldum. Sonra bir başka markete girdim. Orada da ege şiveli, gayet doğal bir kız güler yüzle bayramımı kutladı. Alış verişimi yapıp çıktım. Bütün bunlar Ankara’da görmediğim şeyler. Gayet doğal, gayet insancıl. Böyle bir yerde olmak mutluluk verici, güven verici. İşte bu yüzden buralar çok yaşanılası. O yüzden herkes emekli olunca egeye yerleşme hayalleri kuruyor. İnsanlar insan gibi.

Sokaklarda normal yurdum insanı ve pareosunu giymiş denize giden kızlar yan yana yürüyor. Kimse kimseye gözünü dikip bakıp rahatsız etmiyor. Çünkü insanlar bu duruma çok alışık. 

1 Eylül 2017, Bodrum, Bitez

Eylül Rüzgarları

Ağustosun sonu geldi. Tatilin de, güzel günlerinde sonu geldi. Artık rüzgarlı günler başladı Bodrum’un kuzeyinde. Eylüle geldik diyor deniz ve rüzgar. 

Çok nadirdir bu günlere kadar buralarda kalışım. Birkaç sene önce arabanın aynası kırılmış ve yedek parça olmaması yüzünden bir türlü gidememiştim. Eylül rüzgarlarıyla o zaman tanışmıştım. 

Çok sıcak geçen yazın ardından serinleten hatta geceleri de üşüten bir rüzgar bu.  İnsanın vücuduna deyince ferahlatan ama azıcık kuvvetlendimi herşeyi uçuran bir rüzgar. 

Denizi hırçınlaştıran, beyaz köpükleri coşturan bir rüzgar bu. İnsanın biraz kaldı  mı başını döndüren bir rüzgar. 

Eylül Rüzgarları.

27 Ağustos 2017, Bodrum

Yalıkavak’ı Severim

Yalıkavak hoş bir yerdir, severim. Yıllardır gelirim buraya. Aslında burada değil yazlık ama bir şekilde buraya gelirim.

Öyle çok da tavsiye edeceğim bir mekan yok. Denizi içinde iyi konuşamam ama Bodrum’un pek çok yerine göre çok daha güzel bir şehir. Özellikle eski çarşı kısmı (pek de bir özelliği olmamasına rağmen) güzeldir.

Sokakları araç trafiğine kapalı bir kısım burası. Binaların arasında gölgelikli. İçinde mahalle kahvesi ve köftesine bayıldığım kavaklı köfte var. Geldiğininzde yemeden ayrılmayın derim. Yemekten sonra da hemen oralarda olan Bitez Dondurmacısı da ziyaret edilmeli. 

Tüm yazlık yerler gibi bol bol palmiye var. Oğlumun bu palmiyelerle ilginç bir ilişkisi var. 4 yaşındayken gövdelerini oluşturan kuru keskin çıkıntıları bıçağa benzetip onlardan korkardı. Altlarından çömelerek geçerdi. Bu yıl (yani 5 yaşında) bu durumu anlatınca ona çok komik geldi. Yukarıdaki resimde oğlum bana “baba buna kazaklı palmiye diyelim mi?” deyince iyi güldük.

Arada sırada oturduğum bir kafe var burada. Büyük yatların bittiği köşede. Yukarıdaki ve aşağıdaki fotoğraflar o cafeden. 

Burası da (yukarıdaki ve aşağıdaki foto) benim vakit geçirmekten hoşlandığım bir yer. Belediyeye ait İskele Kafe. Fiyatlar makul, temiz ve düzenli bir yer. Manzarası, esintisi güzeldir. 

Eski, ağaç sandalyeler ve masalar var burada. Self servis. Sıraya giriyorsunuz sonra size bir sıra numarası veriyorlar. Oturup beklerken oradan sesi ilginç bir kadının kulağı tırmalamayan bağırmasıyla yemeğinizi alıp oturuyorsunuz. Daha doğrusu oturuyordunuz. Bu yıl ding-dong takmışlar. Bir kaç da tv monitörü. Artık sıranızı oradan takip ediyorsunuz.

O mekana elektronik girmesi çok da hoşuma gitmedi doğrusu. O kadının sesiyle çağırmasını daha çok severdim.

Bu iskele gibi olan çıkıntı da yıllardır ilgimi çeker. İnsan yapımı bir çıkıntı ama denizin içinde olmasına rağmen üstünde ağaçlar yaşıyor…

Palmarinaya arkamı dönüp ilerleyince karşıma çıkan bu iskeleden sonra sakin bir plaj devam ediyor. Arada bazı mekanlar var ama denemedim.

Uzun lafın kısası severim Yalıkavak’ı. 

24 Ağustos 2017, Bodrum

Bodrum’un Masaaltı Köpekleri

Kedilerin ve köpeklerin bayıldığım bazı tarafları var. Bunlardan bir tanesi de kendi dünyalarında ve umursamadan yaşamaları. Bu durumu özellikle Bodrum’da görürüm hep. 

Birşeyler yemek içmek için oturduğum yerlerde masaların altında ya da kumların üzerine serilmiş, yanında top patlasa uyanmayan bir umurzamazlık içinde yatan köpekler olur. Hatta bu köpekler Bodrum’un ana yürüyüş caddelerinde sere serpe yatarlar ve üzerinden geçen bir yığın insana rağmen uyanmazlar bile.

Öyle yalaka falan da değildir bu köpekler ama iyidirler de. Çağırdın mı gelmezler ama hangi adamın masasının altına yatacağını da seçerler.

Masamın altına yatarlar. Hatta onlarla hiç iletişim kurmama rağmen getirip poposunu ayaklarımın üzerine bırakıp uyuyanlar bile olur. Bu bir yakınlık işaretidir aslında, anlarım. Hiç de ses etmem ve yerimden de kımıldamam. Huzurlarını hiç bozmam.

Bazılarıda gelir önce hafif bir kuyruk sallar ben okşayınca da dururlar. Sonra yatarlar masamın altına. 

Uzun lafın kısası severim bunların umursamaz ama kendi dünyalarında oluşlarını.

9 Agustos 2017, Bodrum

Kerasus: Güzel Bir Kafe

Bu gün Çınar’ın diş randevusu günüydü. Biz de sabah toplanıp çıktık. İstikamet Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi. 

Doktorumuz Çınar’ın dişleriyle ilgili gerekli işlemi yaptı ve bizi bıraktı. Kapıdan çıkınca (restore edildiğini hep unuttuğum) Hamamönü ile karşılaştım. “Hadi Çınar, gidelim de şurada biraz oturalım” dedim ve gittik.

Hamamönü güzel restore edilmiş tamam ama oradaki cafe işletmecilerinin çoğu işten anlamıyor. Güzel ve lezzetli bir yere hiç rastlamadım. O yüzden her gidişimde başka yerlere oturup deniyorum.

Bu gün yine öylesine bir yere oturduk. Yüksek beklentim yoktu ama iki kız güler yüzle ve uygarca hizmete başlayınca hemen bir fark hissettim. Sonrasında da yan masalara gelen yemekler, içecekleri ve sunumları görünce hoşuma gitti. 

Biz basit bir tost istedik ama iyi bir sunumla, güzel tahta bir tabakta geldi.

Sadece o kadar da değildi. Domates lezzetli, tostun yanında gelen patates kızarması taze yağda yapılmış çıtır çıtırdı. Tost ise basit bir ekmekle yapılmış olmasına rağmen kaşar kalitesi ve ekmeğin üstüne sürülen tereyağı sayesinde çok lezzetliydi. 

Uzun lafın kısası Hamamönünde iyi yemek yspan bir yeri keşfettim, tavsiye de edetim. 

Bu arada bilgi olsun (ne kadar doğrudur bilemiyorum ama) :

​Giresun sözcüğü kerasus kelimesinin değişimiyle oluşmuştur.aynı zamanda latince ceressos yani kiraz demektir.fakat eksik bilinen bu kelimenin orijinili giresunun coğrafi formatından gelir.giresun eski bir yarımadadır ama daha çok denize uzanan bir boynuza benzer .kerasus sözcüğü eski helen dilinde boynuz demektir.2. yy da kirazı burada keşfeden romalılar şehrin ismini meyvenin ismine vermişlerdir. ekşi sözlükten…

3 Agustos 2017, Ankara